. Trende en kotu, ama en kotu kosullarda yolculuk yapmak... Nasil mi?
Kfc yemekte olan japonlarin ondeki bozuk koltuklara oturmak, Koltuklarin
ondeki koltuklar ile birbirine bakiyor olmasi ve onumuze uzun boylu zenci
iki kardesin gelmesi, onumdeki ablanin gece boyunca deliksiz uyumasi ve
zaten bozuk olan koltugumun altina ayaklarini uzatmasi ve benim gece bo-
yunca koltuk bozuk oldugu icin kizin uzerine dogru kaymam.. Sonraa,
koltuklarin ergonomi denen kavramdan nasibini almamis olmalari ve kafamin
gece boyunca one dogru dusmesi ve vagonu buz eden, durmadan calisan klima..
. Portekiz´e varir varmaz, neye ugradigini sasirmak, kafamdaki Portekiz´den
bir hayli farkli bir manzara ile karsilasmak...
. Eski otesi sokaklar, En yeni binanin en az 100 yillik olmasi, Turk insanini acaip
andiran yuzler, esnaf lokantasi tadinda sokaklar.. Ama bunun yaninda avrupa
birligine uye ya iste.. Klas magazalar, gelismis is merkezleri, arabalar falan filan..
. Denizcilik ile kafayi bozmus bir kent oldugunu her halinden anlamak.. Konserve-
ciligin ve balikciligin acaip gelismis olmasi..
. Pastel del Nata denilen ve ici krem karamelli bir kruvasan olarak betimleyebilecegim
dunyanin en ozel lezzetlerinden birini tatmak..
. Oha lan ayni filmlerde gordugum Brezilya!! derken, hafiz kardesimden, Brezilyanin
Portekizden ciktigini ogrenmem..
. O ic sikan eski ve dar sokaklara, cok kisa bir sure sonra alismak ve benimsemek..
. Fransizlar ve Almanlardan sonra bu gordugum neseli halkin bana ulkemizi hatirlatmasi..
. Bir ailenin islettigi cici bir hostel´de kalmak.. Resmen bir aile gibi.. Anne camasirlari yikiyor
kiz kayitlara ve rezervasyonlara bakiyor, ara sira baba geliyor kontrol ediyor falan diger
olaylar ile ilgileniyor falan..
. Onumuzde patavatsizca uyuyan zenci arkadaslarimiz ile ayni hostelde hatta ayni odada
kalmak:S
. Duydugum en ilginc dillerden biri olan Portekizce...
. At gibi yurumekten yorulup Hosteli isgal etmek.. Neredeyse kendi evimiz gibi kullanmak..
Yemek yapmak, Salonda playstation oynamak, saatlerce uyumak, osurmak vs...
. Sokaklarda, kimisinin gercekten eski, kimisinin restore edilmis oldugu basarili
seramik isleri..
. Porto trenine biner binmez uyuya kalmak ve varmaya az kala uyanmak..
. Tren yoluna paralel giden, ince ve acaip uzun govdelere sahip, az yaprakli, komik agaclar
. Aksam uzerini az gece, Lisbon´dan biraz daha farkli, eski ve ikicesmelikimsi bir sehir olan
Porto´ya varmak..
. Ikicesmelik gibi lan burasi diye korkup tirstigimiz o mekanin, aslinda halkin gundelik yasam
alani olmasi...
. Sehir merkezine yaklastikca - yururken - Sehrin masalsi bir havaya burunmesi...
. Tepeleri birbirine baglayan motifli tren kopruleri, birbirinden bagimsiz renklerde ve
dokularda evler..Kimisi tas kimisi ahsap kimisi mermer kimisi beton.. Ve bu evlerin
nehire vuran isiklari, nehirdeki fantastik tekneler, kaleler, satolar, degisik heykeller
ve bunlarin arasindan puskuren yesillikler...
. Guzel ve kalabalik bir gune denk gelmek, Kermeslerin atli karincalarin ve mekanlarin
vizir vizir calistigi bir gun..
. Saat ilerledikce, artik uyumamiz gerektigini farkedip bir yer aramaya koyulmak...
. Hostel´e rezervasyonumuz olmadigi icin, disarda kalacak guvenli bir yer aramak..
Atli karincanin alti elektrik kablolari ve tahtalar ile dolu oldugu icin vazgecmek..
Sonraki gun gerceklesecek bir konserin yapilacagi sahnenin altinda uyumaktanda
vazgecmek.. (Korumalar oldugu icin..) Prefabrik Lokantalarin altindaki bosluklardan
da vazgecmek ve en sonunda cimlerde sizip kalmak...
. Gozumuzu, otomatik hortumlarin cimleri ve bizi islatmasi ile acmak..
. Binlerce kez islanip kirlenip kuruyan ve burun kiracak kadar keskin kokuya sahip
uyku tulumlarimiza ve matlarimiza orada veda etmek... Neyse ki cok ucuzdular..
Harbiden ucuz ama..
. Neyse ki 5 saatlik uyku uyumus olmak ve tren istasyonunda da biraz kestirdikten
sonra, donus vaktimize kadar sehirde volta atmak...
. Oglen icilen Porto sarabi ile kafalarin beton gibi olmasi..
. Nehire, teknelere baglanan iskelelere inen yokuslardan inerken - nehre isemek icin..
- yosun tuttugunu gormemek, dusmek ve metrelerce suruklenip denize 2 cm. kala
durmak ve bu durum karsisinda yusuf yusuf olmak, kardesimin bana el uzatirken
onunda kaymasi ve zor kurtulmasi...
. O cins bulutlu ama ayni zamanda gunesli olan havaya maruz kalarak saatlerce
yurumek ve en sonunda trenle Lisbon aktarmali Madrid yolculugumuza baslamak...
. Lisbonda ki taksicilerin, musteri beklerken, kart oynamalari..
. Herseyin ucuz ama mukemmel oldugu icin toplamda insana pahaliya patladigi
bir baska sehir olan Madrid´e geri donmek...
. Bize, Lisbon ve Porto´dan sonra "Sehir" gibi gelmesi.. Binalar yollar falan...
. Kraliyet sarayinin onundeki parkta sizan kardesimle ugrasmak, kuslari beslemek
ve kara kara, ayagimin su toplayan o 5 cm2 lik kismina bakip uzaklara dalmak...
. Yogun ve yorucu bir gunden sonar acilar ve agrilar icinde, derme catma hostelimize
gitmek ve sizmakzshzzzzzhegrh...